Prof. Dr. Naci Bostancı'nın 'Bugün Bayram' Yazısı....

TBMM AK Parti Grup Başkanı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. M. Naci Bostancı'nın kaleme aldığı 'Bugün Bayram' başlıklı yazısı, yıllar geçse de güncelliğini kaybetmeyen bayram ruhunun tüm sıcaklığını aktaran ve okuyan herkesin içinde kendinden birşeyler bulacağı enfes bayram yazısı...

Prof. Dr. Naci Bostancı'nın 'Bugün Bayram' Yazısı....
banner1

Bugün bayram...

Ramazan ayı, telaşlarımızdan, aceleciliklerimizden ya da aldırmazlığımızdan bağımsız bir şekilde, zamanın kendi ritmindeki akışına uygun olarak bitti ve bayrama ulaşıldı. İlk günlerin farklı yeme içme düzeninden, sonraki günlerde ise artık yeni bir düzen haline gelmiş olan Ramazan'ın alışkanlıklarından bayramla birlikte ayrılacağız. 
Günün her vakti yiyip içebilmenin aslında çok da çekici olmadığını, onları bir ölçüde önemli kılanın mahrumiyetleri olduğunu sessizce fark edeceğiz. Artık hiçbir sofra, iftar sofralarının o tuhaf, yumuşak, sıcak ikliminde olmayacak. Hiçbir ekmek, iftar sofrasındaki ekmeğe, hiçbir çorba önünde ezan vaktine kadar iki üç dakika durulan o çorbalara benzemeyecek. 

İnsanlık ailesinin kutlu günü... 
Ekmeği ve çorbayı yenilebilir nesneler olmaktan öte bir anlama kavuşturan biraz da iftar sofralarındaki insanların aynı iklimi paylaşmaları olduğunu bir kez daha kavrayacağız. Bayram sofraları, iftar sofralarından bir hatıra olarak gelecek önümüze. Bayram yemeği bize bolluğun içindeki kıtlığı, zenginliğin içindeki yoksulluğu, her lokmanın ardındaki emeği, birikimi, alın terini bir kez daha gösterecek. Tıpkı yeme içmede olduğu gibi hayatın her anının çok katlı anlamlar dünyasının içine sarıldığını fark edeceğiz. Bu yüzden belki en çok bayram sabahlarında başkalarıyla ekmeği ve "bayram denilen hali"paylaşacağız. 

Bugün bayram... 
Bugün dünyanın dört bir yanında Müslümanlar, dil, cins, ırk, ülke, bayrak farklılıklarının ötesinde aynı bayramda buluşuyorlar. Kuzey Afrika'nın çöllerinde yaşayan Tuareg'lerden, iç savaşın hatıraları hâlâ şehirlerinin ve yüreklerinin üzerinde olan Bosnalılara, Hakkari'nin mezrasında yaşayan köylülerden Amerika'daki siyahi Müslümanlara kadar her yerde Ramazan bayramı var. Güneş doğudan batıya yürürken gecenin örtüsünü kaldıracak ve meridyen çizgisi, dünyanın bütün Müslümanlarını bayramın saflarında toplayacak. 
Hangi fikir, hangi dünyevi eylem, hangi büyük anlatı dünyanın dört bucağındaki farklı insanları böylesine bir özel günde buluşturabilir? Hangi siyaset, hangi çıkar ortaklığı dünya görüşlerini, yaşama tarzlarını aşarak insanları aynı çizgi üzerinde bir araya getirebilir? Elinize dünya küresini alın ve çevirirken düşünün, ülkelerin rengarenk coğrafyasında nereye gitseniz böyle bir günde bir Müslüman sofrasına oturup onun ekmeğine ortak olabileceğinizi bilirsiniz. Ve hangi Müslüman gelse sizin sofranızdan payını alabilir. 
Bayram bir kez daha hatırlatır ki, başka diyardaki Müslümanlar, bazen sadece bir kelime, bir imge, televizyon ekranlarındaki bir anlık görüntü bile olsalar, onlar hiç görmediğiniz kardeşlerinizdir. Yakınlık duygusu deneyimini gerçek dünyanın içbükey aynası olan zihin evreninin kodlarından çıkartır. Bizi, böylesine herkesi kucaklamak için en yükseğe çıkartan hep birlikte fısıldadığımız kelamın gücü değil midir? 

Bugün bayram...
Bu bayrama herkes katılabilir. Dini farklı olsa bile Ramazan Bayramı'nı kutlayan bir hahamın, bir rahibin yüzündeki gülümseme soframıza iştiraktir. Hiç oruç tutmamış olsa bile "bugün bayram" diye içinden geçirmiş olanlar bizim kardeşlerimizdir. 
Ben de oruç tutmada bu ibadeti bütünüyle açıklayıcı bir mantık bulamıyorum. Vücudun biyolojik dengesinden tutun, fakirlerin halinden anlamaya kadar bir dizi gerekçe beni de iknaya yetmiyor. Dini pratiği dünyevi kodlara indirgeme girişimlerine hep mesafeli bakıyorum. Nasıl insan olarak bizim hayatımız, üzerine konuşulan, tavır alınan, gidişatı değiştiren kalın hatlar kadar, suskun kalınan, bir anlık bakışa gömülen, sessizliğe sarılan, eylemsizlikle karşılanan hallerle birlikte teşekkül ediyorsa, din de aynı şekilde yer alıyor hayatımızda, aynı şekilde nüfuz ediyor olup bitenlere. 

Değerler dünyamızın dolunayı... 
Dünyanın kalın hatlı anlam haritalarının ne kadar sınırlı bir açıklama gücü olduğunu insanoğlu defalarca gördü. O yüzden dini hayatın içinde kim, nerede, nasıl duruyor, ne söylüyor, düşünüyor, hissediyor, yaşıyor bahisleri sadece bu haritalarla açıklanamaz. Yine o yüzden bayramın kucakladığı insan coğrafyası, gören gözün, muhakeme eden aklın sınırlarının çok ötesinde olabilir. Bayramın sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor, buna ben karar veremem, buna kimse karar veremez. Bayramın rüzgarı yeryüzünün bütün sokaklarını kendi seyrince dolaşır. 

Bugün bayram...
Bir kasabada geçen çocukluğumun Ramazanlarını hatırlıyorum. Ellerimizde iftariyelikler küçük meydandaki caminin önünde beklerdik. Önce az uzaktaki tepeden derme çatma topun sesi gelir, ardından minareden ezan sesi yükselirdi. Sonra bağrışmalar içinde ilk lokmalar alınır, herkes koşa koşa evlerine giderdi. Çarşıyla ev ne kadar da birbirine yakındı. Sadece hayatın bir kesitini değil bütün hayatlarını birlikte geçiren kasaba insanları da kapıları aynı küçük sokağa açılan evler gibi birbirlerine yakındı. 
Hayata ait her şeyi "biz" öznesinin etrafında toparlayabilir, küçük ve evcimen bir dünya kurabilirdik. "Bayram namazımızı camimizde kılıp hocamızın vaazını dinledikten sonra evlerimize dağılır ve bayramlaşmalarımızı yapardık." Hoca vaazında mutlaka küslerin barışmasından, dargınların konuşmasından (tekrar hocaya aittir) bahseder, bayram münasebetiyle kişisel anlaşmazlıklara son verme çağrısı yapardı. Herkes buna kulak vermezdi ama sözlerin yerini bulduğu kişiler de olurdu. 
"Koca koca adamlar" başkalarının el ve dil teşvikleriyle birlikte birbirlerine yaklaşırlar, eskiden kalmış öfkelere ekledikleri ve böylelikle sevimlileştirdikleri biraz utangaç biraz mahcup tavırlarla birbirlerini kucaklarlardı. Koca koca adamların da aslında bizler gibi çocuklar olduğunu, insanın ne kadar yaşlansa hiç büyümediğini, öfkelerinde ve sevinçlerinde bunun bütün çıplaklığıyla görüldüğünü anlardık. 
Belki o insanlara çocukluğu veren, öfkelerini ve sevinçlerini olduğu kadar bayramlarını da bir çocuk safiyeti içinde yaşamalarını sağlayan doğrudan, tek katlı küçük kerpiç evleri, dar sokakları, akşam olduğunda tek ana caddesi dışında karanlığa gömülen siluetiyle kasabanın kendisiydi. 
Niyetim kasaba nostaljisi yaparak metropollerin soğuk yüzlerinden bahsetmek değil. İnanıyorum ki Ramazanlar ve bayramlar, elbette kasabadakilerden farklı olarak metropollerde, küreselleşen dünyanın bütün mekanlarında kendi değer kodlarının güzergahlarını açacaklardır. BUGÜN BAYRAM. BAYRAMINIZI TEBRİK EDERİM. 

YORUM EKLE