GELİŞMİŞ ÜLKE OLMAK

     İnsanoğlu yerleşik yaşama geçtiğinden bu yana, topluluk şeklinde yaşama bir hayat biçimi haline gelmiş ve bu yaşamın sürekliliğini sağlayacak bir düzen ve otorite gerekliliği ortaya çıkmıştır. Topluluk halinde yaşama zamanla koşullara göre farklılıklar göstermiştir. Çağımızda topluluk halinde yaşama durumu, ülke olarak tanımlanmaktadır. Gelişmişlik de bu kapsamda içinde bulunulan çağa göre farklılık gösteren bir ifade olmuştur ve bulunulan koşullar itibariyle, karşılaştırılan ülkeler arasında en iyi veya üstün olan ülkeleri ifade eder.

 

     Bugün dünyada genel kabul gören en gelişmiş yönetim biçimi olan demokrasi, insanlığın çağlar boyunca elde ettiği bu yaşam tarzlarının birikimlerin bir sonucudur. Bu bakış açısıyla gelişmiş ülke olmanın gerekliliklerini üç ana kategoride değerlendirebiliriz.

1. Evrensel Standartlarda ve Öngörülebilir Hukuk Devleti

    Yönetim ihtiyacı duyulan her yapı, iyi yönetildiği takdirde başarılıdır. Yönetmek de ancak o yapıya uygun kuralların belirlenmesi ve etkin bir şekilde uygulanmasıyla sağlanabilir. Aynı zamanda bu yapının sürekliliğini sağlayacak şekilde sistemin kurgulanması gerekir ki, bu yapı içeridekilere de dışarıdakilere de güven versin, sağlam bir imaj oluşturabilsin.

    Ülkelerin yönetimini ve işleyişini sağlayan devlet de diğer aynı esaslarla, kendi içinde topluma ve vatandaşlarına, yurt dışında da diğer kurum ve bireylere işleyişiyle güven vermelidir. Devlet düzenini sağlayan kuralların “keyfi” uygulamalarla değişmeyeceğinin herkesçe bilinmesi önemlidir. Yönetimde söz sahibi olanlar değiştiğinde de deklare edilmiş standartların bugünden yarına değişmemesi gerekir. Siyasi literatürde kullanılan istikrar kavramı da bundan hareketle, devlet sisteminin ve kurallarının siyasi iktidarların değişmesine göre değişmeyeceği bir kurumsal sürekliliği ifade etmektedir. Bu durumda ise, ülkenin yönetimin devlet aracılığıyla işlemesini sağlayan “egemenlik gücünün” nasıl kullanıldığı önemlidir. “Egemenlik gücü” ülkede yaşayan insanları yargılama ve cezalandırma, vergi toplama, para basma gibi ülke sınırları içerisinde herkese etki eden ve herkesin uyması gereken kural ve yasakları belirleyip uygulanmasını sağlayan iradedir. Egemenlik gücü hem bireysel hak ve özgürlüklerin sınırını belirleyen ve koruyan, hem de toplumsal yaşamın işleyişini sağlayan kuralları belirleyen nihai güçtür. Bu güç, iradesini devlet eliyle kullanır. Devlet eliyle uygulanan bu gücün nasıl kullanılacağını düzenleyen kurallar ise hukuk olarak adlandırılır.

    Gelişmiş ülkede egemenlik gücü ülke vatandaşlarına aittir. Bu gücün ülke vatandaşları adına hangi organların nasıl kullandığı o ülkenin gelişmişlik seviyesiyle doğrudan ilişkilidir. Egemenlik gücünün kullanımının doğru kurgulanmaması, ülke rejiminin adı demokrasi olsa bile, bu gücün süistimal edilmesi, yoksulluk ve adaletsizlikle karşı karşıya kalınan otoriter bir yapının oluşmasına sebebiyet verebilir. Bu sebeple gücün kullanımı öyle bir tasarlanmalıdır ki gücü kullanan organlar arasındaki yetki alanları açık ve geçişkenliğe elvermeyecek şekilde düzenlensin, gücün organlar arasında paylaşımı birinin diğerine üstünlük kuramayacağı şekilde dengelenmiş ve organların uygulamalarının kontrol – denetleme mekanizmaları sağlanmış olsun. Bu şekilde kurulan bir yapı ile tüm gücün tek elde toplanması engellenmiş olur.

    Egemenlik gücünün organlar arasında dağıtılması yoluyla gücün tek elde toplanmasının önlenmesi ideal bir devlet yapısının kurulması açısından çok önemli olmakla birlikte, tek başına bu düzeni sağlamak için yeterli değildir. Bununla birlikte farklı organların sahip olduğu yetkilerin ahenk içinde çalışarak ülke yönetiminin işlerliğinin sağlanması da çok önemlidir. Yetki alanları doğru bir şekilde ayrıştırılmış olsa bile, ülke yönetiminin işlerliğini sağlayan düzenleme ve kurumsal kültür yoksa, organlardan birinin diğerini engellediği ve yönetsel krizlerin meydana geldiği durumlar oluşabilir. Sağlanacak uzlaşı kültürü sayesinde uygulamalar, belirli bir kesimin değil geniş kesimlerin karşı çıkmadığı icraatlar haline geleceğinden, kapsayıcı bir idare gerçekleştirilmiş olacaktır. Bu şekilde oluşan sistem de kalıcı barış ve huzur ortamını destekler.

    Sistemin ve sistemi oluşturan kuralların kişilerden ve şartlardan bağımsız bir şekilde, üstünlüğünün tüm alanlarda tesis edilmesi gerekir ve bu durum günümüzde hukukun üstünlüğü olarak adlandırılır. Bunun sağlanabilmesi için kuralların dönemlik gündemlerden bağımsız, herkesin ortak çıkarına hizmet eden kurallar olduğuna dair hem kanun yapıcılarca hem de toplumca genel bir kavrayışa toplumca sahip olmak gerekir. Böylece ideal şekilde tasarlanmış bir sitemde, sistemin düzgün çalışmasını sağlayan hukukun üstünlüğü herkesçe kabul edilmiş olacaktır. Gelişmiş ülke olmanın birinci şartı bu şekilde sağlanmış olacaktır. Egemenlik gücünün kullanımının en uygun biçimde tasarlanması neticesinde oluşturulan kurallar bütününün, devlet vasıtası ile sürdürülebilir şekilde işlerlik kazanması, ülkeye ve devlete karşı güvenin oluşması, yani Evrensel Standartlara göre İşleyen Öngörülebilir Hukuk Devleti.

2. Üretken Toplum ve Devlet Sistemi

   Gelişmiş ülke kavramı insan zihninde genellikle ekonomik terimlerle açıklanan bir kavramdır. Günümüzde gelişmiş ülkelere baktığımız zaman görüyoruz ki bu ülkeler birçok açıdan birbirinden farklı olsa bile hepsinin ortak noktası gelişmekte olan ülkelere kıyasla daha zengin olmaları ve vatandaşlarına daha yüksek bir refah düzeyi sağlamış olmalarıdır. Bugünün terimleriyle zenginlik, ülkeler için Gayrı Safi Milli Hasıla(GSMH) ile ifade edilir. GSMH’yı artırmak için sürdürülebilir büyüme; sürdürülebilir büyümenin de sağlanması için de ülkenin eğitimden sağlığa, altyapıdan üstyapıya kadar her alanda gelişmesi yani kalkınması gerekir. Kalkınmanın sağlanması için devletin uzun vadeli planlar çerçevesinde büyük yatırımlar yapması ve özel sektörü yatırımlar için teşvik etmesi gerekir. Peki devlet hangi kaynakla bu yatırımları yapacak ve kendi kendine işleyen ekonomik büyüme nasıl sağlanacak?

    Tüm bu ekonomik mekanizmanın ülkeyi zengin kılacak şekilde çalışması ancak üretmekle mümkündür. Ülkenin büyük doğal kaynakları olabilir, jeopolitik konumu, siyasi konjonktür ve kültürel avantajlarını kullanmak suretiyle bir çekim merkezi haline gelerek ekonomik dinamizm meydana getirebilir. Ancak bunu uzun vadeli, kalıcı ve sürdürülebilir bir zenginliğe dönüştürmesi için mutlaka üretmesi gerekir. Üretmek için ise teknoloji geliştirmek ve bunu ticarileştirerek mal ve hizmete dönüştürmesi gerekir.

    Gelişmişlikle ayrılmaz bir parça olan zenginlik, üretebilmekle; üretmek de üretkenlikle ilgilidir. Gelişmiş bir ülke, ekonomiden, bilime, sanattan, spora kadar her alanda dünya çapında kabul edilen, içerisinden uluslararası arenada tanınan ve referans kabul edilen bireyler çıkarabilmiş ülkedir. Üretken bir toplum meydana getirmek, toplumun buna uygun gelenek ve kültürü inşa etmesiyle mümkün olur.

    Üretken bireyler yetiştirebilmek için devlet sisteminde ve yönetiminde 3 temel gerekliliğin var olması gerekir:

    Birincisi, devletin hukuksal düzenlemeleri ile ilgilidir. Hukukun üstünlüğünün tesis edilmiş olduğu bir devlette özellikle bireysel özgürlükler, kişilik hakları, adil yargılama ve fikri haklar da dahil mülkiyet haklarının var olması ve güvence altına alınmış olması gerekmektedir. Bu özellikler devlet hukuk sisteminde öyle bir düzenlenmelidir ki kanunların bütününe bakıldığında sistemin ruhu insan odaklıdır denebilsin.

    İkincisi, eğitim sistemi, sorgulayan zihinlere sahip, özgüveni yüksek bireyler yetiştirmeye odaklanmalıdır. Eğitim sistemi İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim hayatının tüm aşamalarında, dayatmacı değil yönlendirici ve yol gösterici olmaya, öğrencilerin özgüvenlerini artırarak öğrencilerin potansiyellerini hayata geçirmeye odaklanmalıdır.

    Üçüncüsü ise, devletin, tüm kurum ve kuruluşlarıyla, gerçek ve tüzel kişileri yaşamın her alanında destekleyecek düzenlemeleri ve yatırımları yapması, teşvik mekanizmalarını oluşturmasıdır.

    Bu yapı kurulduktan ve yeterince bir süre işledikten sonra üretkenlik bir kültür haline gelir. Kültür haline gelmek demek küçük çocukların büyük hayallerinin olması ve bu hayalleri gerçekleştirecek fırsatlara sahip olması demektir. Bu kültür zamanla öyle bir seviyeye gelmeli ki yenilikçi fikirler her ortamda hoşgörü ile karşılanmalı; bunun da ötesine geçerek toplumsal hayatın her alanında, eğitimden iş yaşamına, sosyal hayata kadar desteklenmeli – teşvik edilmelidir. Toplumsal hayatın bütünü insanı aşağıya iten değil yukarıya kaldıran geleneğe sahip olmalıdır.

3. Olgunlaşmış ve Bilinçli Toplum

    Gelişmiş ülke olmak, ülkenin sadece belirli alanlarda çok başarılı olması ile değil, ülkeyi var eden maddi – manevi tüm etkenlerin belirli seviyeye ulaşmasını ifade eder. Toplumsal değerler, gelenekler ve kültür  gelişmişliği sağlayan vazgeçilmez etkenlerdendir. Bir ülke mükemmel bir hukuk sistemine ve yüksek bir refah seviyesine sahip olsa bile, toplumsal değerler yeterince gelişmediği takdirde tüm kazanılmış değerler kırılganlık hassasiyetini içinde taşıyacaktır.

    Olgunlaşmış toplum, bir ülkede belirli bir düzen içinde yaşayan insanların, ortak bir anlayışla, yazılı ve yazılı olmayan tüm kuralları özümsemesi ve bu kurallara uyması  ile sağlanabilir. Gelişmiş bir ülkede sistemin esası insana hizmettir. Bununla birlikte ülkede yaşayan insanlar da sistemin kendi yararına hizmet ettiğinin bilincinde olmalıdır. Bu bilincin oturduğu bir toplumda etkin bir yönetsel faaliyet ve düzen tesis edilmiş olunur. Aksi durumda, yani kuralların toplum tarafından benimsenmemesi halinde, iyi düzenlenmiş bir sistemin bile kalıcı olması mümkün değildir.

     Yazılı olmayan kurallar, toplumdaki gelenek görenek ve toplumsal davranışı yansıtan ortak kültürdür. Bu açıdan bakıldığında, gelişmiş bir ülkede toplumsal ahlak ve hoşgörü kültürünün yerleşmiş olması gerekir. Kısaca doğru olanı yapmak olarak tanımlanabilecek olan ahlak, gelişmiş ülke olmanın tüm gerekliliklerini etkiler. Ahlaki aynı zamanda, bireyin hem iş hem özel yaşamında doğru olanı yapmayı kendi çıkarıyla eş hatta daha yüksekte tutması demektir. Toplumsal ahlakın tesis edildiği bir toplumda; yazılı olan kurallara uyum sağlanacağı gibi, yazılı kurallarla denetlenemeyen eylemlerin de doğru bir şekilde yapılması sağlanmış olacaktır.

     Evrensel Standartlara Göre İşleyen Öngörülebilir Hukuk Devleti düzeni de, Üretken Toplum ve Devlet Sistemi‘nin ortaya çıkmasını sağlayan özgürlüklerin varlığı ve devlet mekanizması da, Olgunlaşmış Toplumun oluşmasını sağlayan kuralların varlığı da, bir bütün olarak, bireyin ve toplumun kazanımlarıdır. Bir ülkeyi gelişmiş ülke yapan temel yapı ve değerler bir kez sağlandığında, artık düzenin sorunsuz bir şekilde devamını sağlayacak yegâne teminat bu düzen içerisindeki Bilinçli Toplum’dur.

     Sonuç olarak, Gelişmiş ülke; egemenlik gücünün tek bir organ/kişinin elinde toplanamadığı bir siyasal düzende, tüm yönetim organlarının hukukun üstünlüğü prensibiyle uzlaşmacı bir kültürle çalıştığı, yaşamın birçok alanında küresel çapta tanınan bireyler yetiştirebilen, birlikte yaşamanın tüm gerekliliklerinin kültürel olarak yerleştiği ve sahip olunan haklar ve değerlerle ilgili toplumsal bilincin oluştuğu bir ülkedir. Gelişmiş olan ülkede devlet, birey ve topluma hizmet için vardır; toplum da devletin doğru ve etkin çalışmasının teminatıdır.

     Dünyada genel kabul gören gelişmiş ülke olma standartlarına baktığımızda, ülkelerin refah seviyesi esas alınmaktadır. Ancak refah seviyesinin ölçülmesinde en önemli unsur ekonomi olsa da, bu listeler hazırlanırken 100’ün üzerinde değişken göz önünde bulundurulmaktadır. Bu değişkenler arasında yurt içi gayri safi milli hasıladan, tam zamanlı çalışan insanların sayısına, güvenli internet sunucuların sayısından, insanların günlük dinlenme saatlerine kadar birçok ayrıntı yer almaktadır. Bu değişkenler ise genel olarak 8 ayrı alt başlık altında toplanmaktadır; ekonomi, iş ortamı, denetim, bireysel özgürlükler, sosyal sermaye, güvence, eğitim, sağlık. Araştırmalarda en çok ulaşılabilir veri sağlayan ülkeler arasında değerlendirmeler yapılmaktadır. Bazı ülkeler birçok kategoride ortalama puan alsalar da bireysel özgürlüklere verdikleri önem, doğaya ve çevreye hassasiyetleri onları üst sıralara taşıyabilmektedir.

     Son olarak The Legatum Institute her yıl yaptığı dünyanın refah seviyesi en yüksek ülkeleri sıralamasını açıkladı. Araştırmada en çok ulaşılabilir veri sağlayan 149 ülke değerlendirildi. Türkiye ise araştırmada 88. oldu. Ekonomik nitelikte 55., iş ortamında 91., yönetimde 70., eğitimde 80., sağlıkta 53., güvenlikte 133., kişisel özgürlüklerde 105., sosyal sermayede 96. ve doğal çevrede 54. sırada yer alıyor. Güzel ülkemizi daha üst sıralarda görmek dileğiyle..

YORUM EKLE

Destekten TR

Destekten TR