Erken Genel Seçim Kapıda Mı?

Türkiye, seçim tartışmalarının neredeyse hiç bitmediği bir ülke. Tarih boyunca muhalefet, her zaman erken seçim tartışmalarını diri tutmanın peşinde oldu. 1970-80’ler, seçimi kaybeden partinin ertesi sabahtan itibaren erken seçim talep etmeyi başladığı yıllardı. Maalesef demokrasi kültürü oturmadığı için seçim mağlubiyetini kabullenmek kolay olmuyor. 31 Mart’ta yenilenen İstanbul seçimlerini de bir nebze siyaset psikolojinin bu yönüyle değerlendiriyorum.

‘Her sabah erken seçim talebi’, Türkiye’nin uzun yıllar istikrarsız yönetiminde önemli bir etkiye sahip oldu. Henüz Cumhuriyetin 97. yılındayken Binali Yıldırım’ın Başbakanlık yaptığı son hükümet, 65. Cumhuriyet hükümetiydi. 100 yıl geçmeden 65 Hükumet. Yani hükümetlerin ortalama ömrü 2 yıldan daha kısa. 2017 yılında Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğini ve AK Parti ile birlikte son 17 yılda istikrarlı bir dönem yakalandığını da dikkate alırsak; geçmiş dönemlerde hükümetlerin ömrünün çok daha kısa olduğu daha net bir şekilde görürüz.

Siyasi istikrarsızlık; elbette ekonomide, sanayide, teknolojide, eğitimde, sağlıkta ve diğer bütün alanlarda yeterli atılımların gerçekleşememesinin en önemli nedeni. Kimse şu kolaycılığa kaçmasın: 17 yıldır AK Parti var, o yapsaydı. Tabi ki AK Parti’nin yaptığı da yapmadığı da konuşulacak, yazılacak ve tartışılacak. Ancak sanayi başta olmak üzere önemli atılımlar bir temel üzerine inşa edilir, yükselir. Ve yine bu tür yatırımlar aynı zamanda dönemin şartlarıyla da çok ilgilidir. Siz ülke olarak o treni bir kere kaçırmışsanız, arkadan gelip yakalamanız neredeyse imkansızdır. Örneğin yerli otomobil meselesi böyle bir meseledir. Dünyanın gelişmiş ülkeleri kendi otomobillerini yaparken Türkiye seyretti. Şimdi bu açığı kapatmaya çalıyor. Ama karşımızda 100 yıllık otomotiv devleri var. “Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra” yeni bir marka yaratmak ve bunu dünyada kabul edilir hale getirmek, son derece zor ve maliyetli bir iştir. Aynı şeyi nükleer enerji için de, başka alanlar için de söyleyebiliriz.

Dolayısıyla siyasi istikrarsızlığın ülkeye ağır bedeller ödettiği tarihi gerçektir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da her zaman erken seçime karşı oldu ve bu ilkeyi siyasetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırdı. Bu nedenle son haftalarda Ankara’da dillendirilen erken seçim söylentilerine pek itibar etmiyordum.

Ancak!!!

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bahçeli’nin tartışmasız sağ kolu durumundaki Semih Yalçın’ın bugün gündeme bomba gibi düşen açıklamaları durumu değiştirdi.

Semih Yalçın’ın Devlet Bahçeli’nin ağzından yaptığı kritik açıklama şöyle: “Kararsızlığın, inançsızlığın, gecikmenin ve tembelliğin başarısızlığı hazırlayan unsurlar olduğu şüphesizdir. Üç Hilal’in tek başına iktidarı artık bir zorunluluktur, ihtiyaçtır ve geleceğin lider ülke idealinin gerçekleşmesi buna bağlıdır.”

Bu açıklamanın ardından bir anda Ankara’da neler oluyor, erken seçim kapıda mı soruları peş peşe sorulmaya başlandı.

Bu sorular son derece haklı ve yerinde. Zira Bahçeli’nin Türk siyasetine yön veren bu tür açıklamaları hala hafızalardaki tazeliğini koruyor. İlk olarak 2002 yılında hükümet ortağıyken erken seçim çıkışı yapmış, ardından yapılan 3 Kasım seçimleri AK Parti’yi iktidara taşımıştı. Bahçeli benzer çıkışı 2016 yılında Başkanlık sistemine geçilmesi yönünde yinelemiş ve ardından Türkiye referandum ile birlikte Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmişti. Dolayısıyla Bahçeli’nin yaptığı açıklamaları elbette çok dikkate almak gerekir.

Şimdi de Üç Hilal’in tek başına iktidarından bahsediyor, bunun bir zorunluluk olduğunu açıklıyor. Üç Hilal’in yani MHP’nin tek başına iktidarının yolunun seçimden geçtiği aşikar. 

Dolayısıyla bu açıklama her açıdan önemli.

Evet önemli ama, bu son çıkışını da 2002 ve 2016 yıllarındaki açıklamalar gibi mi değerlendirmek lazım?

Ben o kanaatte değilim. Öncelikle açıklamanın yöntemi dikkat çekici. Öncekilerden farklı olarak Bahçeli’nin kendisi açıklama yapmak yerine yardımcısı Semih Yalçın açıklama yaptı. Ayrıca tonu daha düşük, bir beklentiyi ifade eden, eski konuşmadan yapılan bir alıntı cümlesi.

Bu arada MHP’yi temsil eden siyasetçi ve gazetecilerin sosyal medya hesaplarına baktım. Cumhur İttifakının sürdürüleceğine ilişkin görseller yayınlandı, mesajlar verildi peş peşe.

Nitekim Ankara kaynamaya başlar başlamaz, Semih Yalçın ikinci bir açıklama yaptı ve “Hiç kimsenin endişesi olmasın Cumhur İttifakı dimdik ayaktadır Türkiye’nin geleceğinin mimarı olacaktır.” dedi

Yani şimdilik erken seçim tartışmalarının önünü kapattı.

Peki ama neden böyle bir çıkış yaptı?

Bu açıklamaları boşa yapmadığı, iş olsun diye Bahçeli’nin yıllar önceki cümlelerinden alıntı yaparak twit atmadığı ortada. Semih Yalçın’ın MHP’de neye karşılık geldiğini bildiğim için bu mesajın çok önemli olduğunu değerlendiriyorum.

Belli ki arka planda işlerin istenildiği gibi gitmediğine yönelik bir rahatsızlık var.  Ve yine çok açık ki,

MHP bir mesaj vermek istedi ve verdi.

Hangi gerekçe ile bu mesajın verildiği Ankara’da tartışılmaya devam edilecek.

En öne çıkan senaryo; AK Parti’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi için 50+1’i sistemi yerine çoğunluk sistemini getirmek isteği ve bu yönde çalışma yapıldığı. Ve MHP’nin bu çalışmadan rahatsız olduğu. Zira 50+1 yerine çoğunluk sistemine geçilmesi durumunda, son turda en çok oyu alan kişi Cumhurbaşkanı seçilebilecek. Bu durumda AK Parti’nin MHP’ye mecburiyeti kalmayacak ve dolayısıyla MHP sistem içindeki kilit rolünü kaybedecek.

Dolayısıyla MHP, AK Parti’yi böyle bir girişimden vazgeçirmek için mesaj veriyor da olabilir.

Burası Ankara, her ihtimal mümkün. 

Gelecek Partisi’ni kuran Ahmet Davutoğlu’nun dikkat çekici şekilde sert muhalefet yaptığı da, Ali Babacan’ın Deva Partisi ile AK Parti’den oy koparmak istediği de ortada.

Bu durumda Cumhur İttifakının 50+1’i yakalaması çok kolay olmayacak. Bu nedenle 50+1 yerine çoğunluk sistemine geçilme ihtimali akla uzak değil.

Öte yandan CHP’nin çok sert bir muhalefete hazırlandığı ve erken seçimi zorlayacağı haberleri geliyor.

Erdoğan bu gelişmeler karşısında nasıl bir oyun kuracak?

CHP, İYİ Parti, Gelecek ve Deva Partisi’nin kuracağı ittifaka karşı nasıl bir oyun kurguluyor?

50+1 yerine çoğunluk sistemine geçilmesini isterse MHP’nin direncini nasıl aşacak?

İşte bütün bu sorular nedeniyle, ‘acaba erken seçim kapıda mı’ sorusunu ciddiye almamız gerekiyor.

Ancak MHP’nin çıkışının, bugünden yarına bir baskın erken seçim hamlesi olmadığı da ortada.

Cengiz AKSAN

09.05.2020

YORUM EKLE